Leonardo Da Vinci

Leonardo da Vinci yaşamı boyunca yaptığı her türlü gözlemi birbirinden bağımsız kâğıtlara not almıştır. Bu notları hakkında ise şöyle demiştir: “Pek çok sayfadan alınmış, belli bir sıralaması olmayan bir koleksiyon, bunları daha sonra konularına göre düzenlemeyi umut ediyorum.“ Ne yazık ki Leonardo çalışmasını yeni nesil bilim adamı ve çevirmenlere bırakarak bu abidevi planı gerçekleştiremeden hayatını kaybetmiştir. Ölmeden önce bu notları, öğrencisi olan Francesco de Melzi’ye bırakmıştı. Ölümünün ardından öğrencisi Francesco Melzi’nin onun notlarından derlediği Resim Kitabının ilk bölümü, Paragone delle Arti (Sanatların Karşılaştırılması) ya da kısaca Paragone (Karşılaştırma) adıyla bilinir. Ancak 13.000 sayfa notun sadece yaklaşık 7.000 sayfası korunabilmiştir.

Leonardo da Vinci, Paragone’de bir yandan resmi temel alarak onu özellikle heykel, şiir ve müzikle karşılaştırır, öte yandan resmin bilim ve felsefeyle ilişkilerine değinir. Paragone, resmi hak ettiği saygınlığa kavuşturmayı ve resim sanatının benzersiz niteliklerini belirlemeyi amaçlamakla birlikte, karşılaştırma yoluyla öteki sanatların temsil biçimleri ve araçları üstüne de çok önemli gözlemler içerir.

Paragone adlı eser, 5 farklı ana başlıktan oluşmaktadır. Bunlar:

1-Resim ve Bilim

2-Resim ve Felsefe

3-Resim ile Şiir

4-Resim, Şiir ve Müzik

5-Resim ve Heykel’dir.

Bu ana başlıklardan 1.’si olan “Resim ve Bilim” kısmındaki 2. bölümü sizinle paylaşmak istiyorum:

Hangi Bilim Mekaniktir, Hangisi Değildir?

Deneyimden doğan bilginin mekanik, zihinde doğan ve orada son bulan bilginin bilimsel, bilimden doğan ve uygulama ile son bulan bilginin ise yarı mekanik olduğunu söylüyorlar. Ama bence her kesinliğin anası deneyimden doğmayan ve onunla son bulmayan; başka bir deyişle, başlangıçları, ortaları ya da sonları beş duyunun hiç birinden geçmeyen bilimler temelsizdir ve hatayla doludur ve duyulardan geçen herhangi bir şeyin kesinliğinden kuşku duyuyorsak; Tanrı’nın, ruhun, vb. varlığı gibi hep tartışma ve çekişme konusu olan duygulara aykırı şeylerden çok daha fazla kuşku duymalıyız. Gerçekten de, olan budur: aklın olmadığı yerde onun yerini bağırıp çağırmalar alır; kesin şeylerde bu olmaz. Bu yüzden, bağırıp çağırmanın olduğu yerde, gerçek bilimin olmadığını söyleyeceğiz, çünkü gerçeğin tek bir varış noktası vardır, bu açığa vurulduğunda, kavga sonsuza dek biter. Kavga yeniden kendini gösteriyorsa, bu,  yeniden doğan kesinlik değil, sahte ve bulanık bilimdir.

Ama gerçek bilimler, duyulara dayalı deneyim yoluyla eriştiğimiz, kavgacıları susturan, araştırmacılarını hayallerle beslemeyen, her zaman doğru ve net birincil ilkeler üzerinden ve doğru aşamalarla adım adım sona kadar ilerleyen bilimlerdir: En büyük doğrulukla süreksiz ve sürekli niceliği ele alan matematik bilimlerinde, yani aritmetik ve geometri diye adlandırdığımız sayı ve ölçü bilimlerinde görüldüğü gibi. Burada, üç kere ikinin altı edip etmediği, bir üçgenin açılarının iki dik açıdan küçük olup olmadığı tartışılmaz; her türlü tartışma alt edilmiş, sonsuz sessizliğe mahkûm edilmiştir ve bu bilimlere kendilerini adamış olanlar, barış içinde onlardan yararlanır. Sahte zihinsel bilimler bunu yapamaz.

Bu doğru ve kesin bilimlerin, ancak uygulama yoluyla sonuca ulaştırılabildikleri için mekanik türden olduklarını söyleyecek olursan, ben de yazarların elinden geçen bütün sanatlar için aynısını söylerim: Bunlar, resmin bir öğesi olan çizim türündendir. Astronomi ve bazı başka bilimler de uygulamayı gerektirir ama resim gibi öncelikle zihinseldirler. Resim, öncelikle onu düşünenin zihnindedir ama uygulama olmadan yetkinliğe ulaşamaz. Resmin bilimsel ve doğru ilkeleri, önce gölgeli cismin ne olduğunu, ışığın-yani karanlığın, aydınlığın, resmin cismin, şeklin, yerin, uzaklığın, yakınlığın, hareket ve durağanlığın- ne olduğunu belirler ve bunlar, uygulama olmadan, yalnız zihinle anlaşılır. İşte resim bilimi budur: Onu düşünenlerin zihninde yer alır; sonra düşünceden uygulama doğar; bu uygulama, daha önce sözü edilen düşünme ya da bilimden oldukça değerlidir.

Resimden sonra, son derece değerli bir sanat olan heykel gelir; ama heykel, ressamın kendi sanatında başvurduğu son derece güç iki yöntem açısından, o kadar kusursuz bir uygulamalı beceri gerektirmez. Heykel, doğadan, yani perspektif, gölge ve ışıktan destek alır. Keza heykel renkleri kullanmaz, oysa ressam gölgelerle ışıkları bağdaştırmak için büyük bir çaba göstererek uygun renkleri bulur.

 Tuba BÜYÜKDOĞAN- 9/A

Sen Olmadıkça

Sen olmadıkça her sabah
Bir günaydınım eksik olur
Sen olmadıkça her anımda
Kalbim yaralanır.

Sen olmadıkça bir bahar
Solar bütün çiçekler
Sen olmadıkça hayatımda
Kalbimi aydınlatan ışıklar söner.

Bir bahar eksik olur sensiz
Hiçbir çiçek sen gibi kokamaz
Bulamaz kimse yolunu
Sen hayatı anlatmadıkça

Her sabah kimsesiz olur herkes
Sen yanımda olmadıkça
Ağlayamaz gözlerim
Sen sulamadıkça

Kısacası ne sensiz hayat
Ne de sensiz bahar
Geçmez hayatımdan
Sen beni aydınlatana dek…

Murad Kaan Enes VARAL- Hazırlık/B